Ahenk Laboratuvarı
Test Teknoloji

HIV ve AIDS

HIV ve AIDS Nedir?

HIV ve AIDS Nedir?

HIV (İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü) AIDS'e yol açan bir retrovirüstür.

AIDS (Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu) ise HIV virüsünün yol açtığı hastalıktır. HIV virüsüyle bulaşan ve vücudun bağışıklık sistemini harap eden bir hastalık olan AIDS, bağışıklık sisteminin çökmesi ile vücutta enfeksiyonlara ve kanserlere sebep olur.

Doğru tedavi yöntemleriyle AIDS hastalarının yaşam kaliteleri ve süreleri önemli ölçüde iyileştirilebilmektedir. Ayrıca bilinçli olmak hastalığın bulaşmasında ve yayılmasında en büyük engeldir.

AIDS belirtileri nelerdir?

HIV bulaştıktan sonra, kişinin yaşam koşullarına ve vücut direncine göre AIDS hastalığının belirtileri 5-10 yıl, belki de daha uzun süre sonra ortaya çıkar. HIV infekte kişi, bu sürede sağlıklı görünüştedir. Gerekli önlemleri almazsa virüsü başkalarına da bulaştırabilir.

HIV bulaştığı vücutta çeşitli hücrelere, özellikle CD4 kan hücrelerine yerleşerek çoğalır. Zarar gören CD4 hücreleri giderek azalırlar ve bunun sonucu olarak vücudun bağışıklık sistemi yıkıma uğrar.

Vücut direnci zayıflayan hastada, normalde zararsız olan, hafif geçen ya da ender rastlanan bazı hastalıklar ( uçuk, zona, pamukçuk, tüberküloz, akciğer infeksiyonu) belirir. Ayrıca lenf bezlerinde büyümeler, halsizlik, iştahsızlık, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı, ishal, öksürük, cinsel organlarda uzun süreli yaralar gibi belirtiler ortaya çıkar. Kişide bu belirtilerden ancak birkaç tanesinin bir arada bulunması durumunda AIDS düşünülmelidir. Bazı lenfomalar, beyin, akciğer ve göz iltihapları da HIV enfeksiyonunu düşündüren önemli belirtilerdendir. AIDS hastasının Anti HIV testi pozitiftir.

HIV nasıl bulaşır? Korunma yolları nelerdir?

  • Cinsel ilişki
  • Kan bulaşması
  • Anneden bebeğe bulaşma
  • İnfekte organ ve doku nakli yoluyla bulaşabilmektedir.

-Cinsel Yolla Bulaşma

HIV'in en çok bulaşma yolu korunmasız cinsel temastır. Korunmasız yapılan her türlü cinsel temasla (vajinal, oral, anal) HIV bulaşabilir. Bulaşma için HIV pozitif kişi ile yapılan tek bir cinsel temas yeterlidir. Cinsel temas sayısı arttıkça bulaşma olasılığı artmaktadır. Hastalığın tanımlandığı ilk yıllarda (1980'li yıllar) en sık rastlanan bulaşma yolunun korunmasız yapılan homoseksüel cinsel temas olduğu bildirilirken, son yıllarda HIV'in pek çok ülkede yüzde 60-65 oranında korunmasız yapılan heteroseksüel cinsel temas ile bulaştığı bilinmektedir.

HIV için en sık bulaşma, korunmasız yapılan cinsel temasla olduğu için bu yolla korunma büyük önem taşımaktadır. Cinsel aktiviteden tamamen kaçınarak veya cinsel partnerle karşılıklı olarak tek eşli yaşayarak kesin olarak HIV enfeksiyonunun bulaşması önlenebilmektedir. Cinsel temas sırasında prezervatif (kondom, kılıf, kaput) kullanılmasının koruyuculuğu, kondomun lateks olması, doğru ve devamlı kullanılması, yırtık veya delik olmaması kaydıyla ispatlanmıştır. Kadınlar için özel olarak hazırlanmış kondomlar da doğru ve devamlı kullanımda koruyuculukta etkili olmaktadır.

HIV'in cinsel yolla bulaşmasını engellemeye yönelik önlemler cinsel yolla bulaşan diğer enfeksiyonlara karşı korunmada da etkili olan yöntemlerdir. HIV'e karşı korunmada önerilen lateks kondomlar aynı zamanda sifilis, gonore, genital siğil, hepatit B, hepatit C gibi hastalıklardan da korunmayı sağlamaktadır.

-Kan ve Kan ürünleri ile bulaşma

Kanda virüsün yoğun miktarda bulunması nedeniyle, virüsü taşıyan kişilerden alınmış kan ve kan ürünleri ile hastalık bulaşabilmektedir.1985'li yıllarda HIV'e karşı yapılan antikor testlerinin bulunması ile dünyanın her yerinde kan ve kan ürünlerinin hastaya verilmeden önce HIV yönünden test edilmesi zorunlu bir hale getirilmiştir. Ülkemizde 1987 yılından itibaren tüm kan ve kan ürünlerine antikor testi yapıldıktan sonra hastaya verilmektedir. Bu nedenle 1987 yılından beri kan ve kan ürünleri ile bulaşma azalmıştır.

Damar içi madde kullanım alışkanlığı olan kişilerde ortak enjektör kullanımı ile de HIV bulaşmaktadır. Damar içi madde kullanım alışkanlığının önlenmesi, tedavi edilmesi, ortak enjektör kullanım risklerinin anlatılması bu grup hastalarda HIV bulaşma riskini azaltmaktadır.

-Anneden bebeğe bulaşma

HIV gebelik süresince, doğum sırasında ve emzirme ile bebeğe geçebilmektedir. Bu olasılık yüzde 20-30'dur. Ancak HIV pozitif anne gebeliği süresince tedavi alır, doğum sezeryan ile yapılır, bebek doğumdan sonra belli süre tedavi alır ve hekim kontrolü altında olursa ve anne bebeğini emzirmez ise bu oran yüzde 1-2'lere kadar düşebilmektedir.

HIV bulaşmadığı durumlar nelerdir?

  • Günlük yaşamda ve sosyal yaşantıda
  • Öpüşme, dokunma, sarılma, el sıkılmasıyla
  • Herkese açık tuvalet, havuz ve duştan
  • Başkalarının eşyalarını kullanmakla
  • Sinek sokması, böcek sokması, hayvan ısırması ile HIV bulaşmaz.

Dünyada ve Türkiyede HIV ne durumda?

Dünyada yetişkinlerde her 17 saniyede bir kişiye, çocuklarda ise 18 saatte bir kişiye HIV bulaşıyor.

2016 yılında dünya çapında 1 milyon 800 bin kişiye HIV bulaştı. Bu da her 17 saniyede bir kişinin veya her gün 5 bin kişinin HIV'le tanıştığı anlamına gelmektedir.

2016 yılı itibariyle dünyada 36 milyon 700 bin kişinin HIV taşıdığını belirten UNAIDS, bu insanlardan 20 milyon 900 bininin HIV'in vücutta çoğalmasını ve etkinleşmesini engelleyen antiretroviral ilaçlar aldığını belirtti.

Son yıllarda HIV yeni bulaşan insanların sayısı azalmasa da bu hastalık sebebiyle ölümler azaldı.

2010 yılında 1 milyon 900 bin kişi HIV ile enfekte olurken, bu rakam 2016 yılında 1 milyon 800 bin kişi ile neredeyse aynı düzeyde seyretti. Ancak AIDS yüzünden 2005 yılında 1 milyon 900 bin kişi hayatını kaybederken, bu rakam 2016 yılında 1 milyon oldu. Bu da HIV'e sahip kişilerin ölüm oranlarının yüzde 50 civarında düştüğünü gösteriyor.

Salgın düzeyde AIDS hastalığının görülmeye başlandığı 1980'lerin başından bu yana HIV bulaşmış 76 milyon 100 bin kişinin yaklaşık 35 milyonu hastalık sebebiyle hayatını kaybetti.

UNICEF, sadece 2016 yılında 120 bin çocuğun AIDS'den öldüğünü ve her 18 saatte bir çocuğa HIV bulaştığını belirtmiştir.

HIV bulaşma hızının şu andaki düzeyinde seyretmesi halinde 2030 yılında 3 milyon 500 bin kişiye HIV bulaşmış olacağı bildirilmiştir.

Türkiye'de hasta sayısı 13 bine yakındır. Öte yandan dünya çapında yapılan tıbbi araştırmalar ve farkındalık çalışmaları sonucunda, HIV virüsünün bulaşma oranı erişkinlerde yüzde 35, çocuklarda yüzde 58 geriletilirken, hastalığa bağlı ölüm oranı da yüzde 50 civarında azalmış durumdadır. Dünya genelinde bu olumlu sayılabilecek tabloya karşın, Türkiye'de AIDS hastası sayısı her geçen yıl giderek artma eğilimindedir. Resmi verilere göre AIDS hastalığına neden olan HIV virüsü taşıyanların sayısı 13 bine ulaşmış durumda. Özellikle son yıllarda hastalık taşıyan kişi sayısının yılda ortalama yüzde 50-60 artış gösterdiğini kaydeden uzmanlar, halka hastalığın hangi yollarla bulaştığı ve korunma yolları ile ilgili eğitim vermenin önemine dikkat çekmektedir.

Türkiye'de AIDS hastası sayısının artmasında; genç nüfusun fazlalığı, göç hareketleri, turizm, kayıtsız çalışan seks işçilerinin artması, damariçi uyuşturucu kullanımının artması ve korunmaya yönelik düzenli eğitim programlarının bulunmaması etkili oluyor.

Öte yandan Türkiye'de son yıllara kadar virüsün en çok heteroseksüel yollarla bulaştığını ancak son birkaç yılda homoseksüel bulaşmanın ön plana çıktığı belirtilmektedir.

AIDS Tedavisi

HIV'le yaşayan kişilerin virüsü kontrol altına alabileceği ilaçlar bulunuyor ve bu ilaçlar virüslerin etkilerini azaltmaya yardımcı olmaktadır. Bu tür tedaviler ömrü uzattığı gibi AIDS'in gelişmesini de engelliyor. Ancak bilim adamları HIV'i tamamen vücuttan atabilecek bir tedavi yöntemi henüz geliştirememiştir.

HIV tedavisine başlama kararı ve kullanılacak ilaçları seçme işlemi, kan testlerinizin sonuçlarına ve vücudunuzda görülen belirtilere göre yapılmaktadır.

AIDS tedavisi sırasında sizi takip eden doktorunuz tedaviye başlama kararı aldıktan sonra unutmamanız gereken kullanacağınız ilaçları düzenli bir şekilde almak ve doz atlamamaktır. Yani tedaviye devamlılık birincil amaçlarımızdan olmalıdır. AIDS tedavinizin etkinliğini belirleyen en önemli faktör, ilaç kullanımınızdaki istikrardır. Almadığınız her dozla virüsün kendisini çoğaltmasına yardımcı olursunuz.

HIV Testi Yapılması Gereken Durumlar

  • Erkekler arasında korunmasız cinsel ilişki
  • Damar içi ilaç bağımlılığı ve ortak şırınga kullanımı
  • HIV pozitif kişinin cinsel partneri olmak
  • HIV'in görülme oranı yüksek olan ülkeden olmak
  • HIV'in yüksek oranda görüldüğü bölgelere seyahat etmiş ya da orada yaşamış olmak
  • Temas öyküsü
  • Gebeler (en erken dönemde)
  • Cinsel saldırıya maruz kalma
  • Evlilik öncesi (gönüllülük esasına dayanmalı)
  • Tüberküloz, cinsel yolla bulaşan infeksiyon tanısı konmuş kişiler
  • Kişinin isteği

HIV tanısında yapılan testler nelerdir ve ne zaman yapılmalıdır?

4. jenerasyon Anti HIV testi

Dördüncü jenerasyon Anti HIV (1-2) ve p24 antijen testleri antijen antikor birleşmesini esas alan en gelişmiş testtir.Gerek çalışma hassasiyeti gerekse iki parametreyi aynı anda taramasıyla en etkili HIV tarama testi yöntemidir.

Tahmini bulaş anından 2-4 hafta sonra bu test yapılabilir. Bu yöntemle çalışılan testlerin hassasiyetinden dolayı 2 haftadan itibaren virüse ait p24 antijeni veya antikorları tespit edilebilmektedir. Dördüncü jenerasyon kitler HIV Combo, HIV Combi ve HIV Duo Ultra gibi isimlerle anılmaktadır.

HIV PCR testi

PCR testi erken evrede HIV virüsünün kanda tespitinde kullanılmaktadır. Enfekte olmuş bir kişinin kanında virüs bulunmasına rağmen erken dönemde virüse karşı antikor oluşmamaktadır. Şüpheli temastan 9-11 gün sonra HIV PCR testi ile virüs varlığı saptanabilmektedir. 28. günden itibaren PCR testinin, virüsü saptama duyarlılığı yüzde 98-100'dür.

HIV Doğrulama testi

Pozitif sonuç bulunan tarama testlerinden sonra HIV doğrulama testi olarak çalışılan HIV Western Blot testi HIV'e özgü proteinlerin olup olmadığını gösteren bir moleküler biyoloji çalışmasıdır. Yapılan çalışma sonucunda HIV e özgü proteinlerden bir kısmının tespit edilmesiyle HIV pozitifliği doğrulanmış olur.

Bunları bilmenizde de fayda var!

Dördüncü jenerasyon kitlerle yapılmış test sonucunuz reaktif değilse, kişide HIV enfeksiyonu ile bağlantılı olabilecek bir bulgu ya da belirti yoksa, kişi risk grubunda değilse ve kişi riskli bir temas öyküsü tanımlamıyorsa HIV enfeksiyonu negatif olarak değerlendirilir.

Dördüncü jenerasyon kitlerle yapılmış test sonucunuz reaktif değilse, kişide HIV enfeksiyonu ile bağlantılı bulgu ya da belirti varsa ya da kişi kısa süre önce riskli temas öyküsü tanımlıyorsa ya da kişi risk grubunda ise test 2-4 hafta sonra tekrar edilebilir. Tekrarlanan test sonucu yine negatif ise hasta HIV enfeksişyonu açısından negatif olarak değerlendirilir. Ancak kesin negatif sonuç için testin riskli temastan 3 ay sonra olacak şekilde tekrarlanması gerekir.

AIDS hastalığının takibinde yapılan test var mıdır?

CD4 (İmmun yetmezlik testi)

HIV pozitif kişilerde CD4 testi hastalığın takibinde kullanılır. HIV virüsü diğer virüslerden farklı olarak bağışıklık sistemi hücrelerini hedef alır. Bağışıklık sisteminin en önemli hücreleri olan beyaz kan hücreleri (lökositler) vücudumuzun enfeksiyonlarla savaşmasında rol oynarlar. Lökositler lenfosit, eozinofil, nötrofil, bazofil ve monosit adı verilen alt gruplardan oluşur. Lenfositler B lenfosit ve T lenfosit olmak üzere iki çeşittir. T lenfositlerin en önemli alt grupları CD4 (T4) ve CD8 (T8) lenfositleridir.HIV virüsünün başlıca etkilediği hücreler CD4 (T4) hücreleridir.CD4 hücreleri vücudun mikroplarla ve kanserle savaşmasında en önemli hücrelerdir. HIV virüsü vücuda girdikten sonra doğruca CD4 (T4) hücrelerinin içine girer ve orada çoğalır.

HIV pozitif kişilerde İmmün yetmezlik testi (CD4/CD8) kişinin immün sisteminin takibi için mutlaka yapılmalıdır.

Bu Konu Hakkında Uzmanımıza Sorun

  Lütfen aşağıdaki formu eksiksiz doldurunuz